• Beylikdüzü-Bahçeşehir-Kağıthane
  • Pazartesi-Cumartesi: 08:30 -20:00

Etiket Arşivleri: sagliklibeslenme

ÇİNKO HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

Çinko Nedir?

Vücudumuzda ne gibi görevleri vardır? Eksiklik belirtileri nelerdir ve eksikliğinde ne gibi sorunlarla karşılaşabiliriz? Çinko hangi besinlerde yüksek miktarda bulunur? 

Bu soruların hepsinin yanıtına gelin birlikte bakalım. 


ÇİNKO NEDİR?

İnsan vücudunda üretimi ve deposu olmayan, besinlerden almamız gereken bir mineral olan çinko; vücudumuzda demirden sonra en çok bulunan iz elementlerden biridir. Hayvansal ve bitkisel gıdalarda çeşitli şekilde bulunur. Vücudumuzda 300’den fazla enzimin çalışmasında görev alır.

VÜCUDUMUZDAKİ ROLLERİ:

  • Cilt sağlığı, protein üretimi ve DNA sentezi için esastır.
  • Hücre büyümesi, yenilenmesinde görevlidir.
  • Bağışıklık sistemini geliştirir.
  • Sağlıklı beslenme düzeninde mutlaka bulunmalıdır.
  • Araştırmalar yara iyileşmesinde ciddi derecede olumlu etkileri olduğunu göstermektedir.
  • Akne tedavisine yardımcı olur. Bu durumdan muzdarip kişilerde düşük çinko düzeyleri gözlemlenmiştir.
  • Çalışmalar çinko takviyesi ile zatürre görülme riskinde %41’lik bir azalma olduğunu göstermektedir.

EKSİKLİĞİNDEKİ BELİRTİLER:

  1. Alopesi (Saç Dökülmesi)
  2. Büyüme ve gelişmede gerilik
  3. Kronik ishal
  4. Duygusal bozukluklar
  5. Kilo kaybı
  6. Enfeksiyonlarda artış
  7. Yara iyileşmelerinde gecikme
  8. Tırnaklarda beyaz lekeler
  9. Ülser benzeri rahatsızlıklar
  10. Tat ve koku almada azalma

Çinkonun eksikliğinde gelişmekte olan ülkelerde, ölüm oranında ve hastalığa neden olan faktörlerde ilk on içinde yer almaktadır. Yetersiz çinko alımı bağışıklık sisteminin zayıflaması ile enfeksiyonlarda artışa neden olmaktadır. Bu durumun dünya genelinde her yıl 5 yaş altındaki çocuklarda 450.000’den fazla ölüme neden olduğu düşünülmektedir.

KAYNAKLARI:

Çinkonun diyette proteinden sonra karbonhidratın sindiriminde önemli görevi olduğu bilinmektedir. Ayrıca protein içerikli besinlerle birlikte emilimi de artmaktadır. Yüksek miktarda Çinko içeren besinleri sıralarsak;

Kabuklu deniz ürünleri (istiridye, yengeç, midye, ıstakoz ve istiridye), Et [sığır eti, domuz eti, kuzu ve koyun eti, hindi ve tavuk (beyaz ette kırmızı etten biraz daha düşük miktarda bulunmaktadır.), Balık, Baklagiller (nohut, mercimek, kara fasulye, barbunya ) Yağlı tohumlular (kabak çekirdeği, kaju, fındık, kenevir tohumu vb.), Süt ürünleri, Yumurta, Kepekli tahıllar (yulaf, kinoa, kahverengi pirinç, vs.), Bazı sebzeler (mantar, lahana, bezelye, kuşkonmaz ve pancar yeşillikleri)

YÜKSEK ÇİNKO DÜZEYİ VE BELİRTİLERİ:

Çinkodan yetersiz beslenmek sağlık üzerinde olumsuz etkiler doğurmakla birlikte fazla miktarda bulunması da vücudumuzda zehirli etkiye neden olabilmektedir.

Fazla Çinko Belirtileri: Mide bulantısı veya kusma, iştah kaybı, ishal, karın krampları, baş ağrısı, azalmış bağışıklık fonksiyonu, düşük HDL kolesterol seviyeleri.

  • Doktorunuz önermedikçe çinko takviyelerinden kaçının. Fazla miktarda çinko demir ve bakır emilimlerini de olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
  • Günlük önerilen alım miktarı (RDI) yetişkin erkekler için 11 mg, yetişkin kadınlar için 8 mg, hamile veya emziren anneler için günde sırasıyla 11 ve 12 mg kadardır.
  • Günlük düzenli ve dengeli bir beslenme ile ihtiyacımız olan çinko miktarını besinlerle karşılayabilmekteyiz. Herhangi bir metabolik bozukluk veya bir hastalık olmadığı sürece ek bir takviyeye gerek duyulmamaktadır.

DİYETİSYEN GÜLFEM YEDİER

PAPATYA ÇAYI

Papatya çayı pek çok sağlık yararı olan bir çaydır. Bunlar cildi korumak, stres seviyelerini düşürmek, uykuyu düzenlemek ve menstrüel semptomları yatıştırmaktır. Aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir, gastrointestinal sorunları tedavi eder ve şeker hastalığını yönetir.

PAPATYA ÇAYI NEDİR?

Asteraceae familyasından türetilen bitkinin çiçekleri kurutularak çay formunda ve doğal bitkisel kürlerde kullanılmaktadır. Bu bitkiler pek çok formda bulunur, bu nedenle dünyanın her yerinde  papatya çayı aynı olmayabilir, ancak bitkilerin temel bileşenleri oldukça benzerdir ve benzer etkiler sağlamaktadır. Araştırmalar sonucunda, Alman ve Roma papatya çeşitlerinin, bu çayı düzenli olarak içenlere kazandırılabilecek en iyi konsantrasyona sahip faydalı bileşikler ve besin maddeleri bulundurma eğiliminde oldukları bulunmuştur.

Bu çaydaki flavonoidler, seskiterpenler ve diğer güçlü antioksidanların varlığı insan vücudu üzerinde önemli etkilere sahiptir. Genellikle bir içecek olarak tüketilirken, çeşitli cilt sorunlarından kurtulmak için bazı durumlarda topikal olarak uygulanabilir.

CİLT BAKIMI

Papatya çayı, antiinflamatuar ve antioksidan bakımından zengin olması nedeniyle sadece bir içecek olarak kullanılmamaktadır. Topikal olarak ılık veya soğuk papatya çayı, tahriş bölgelerine veya egzama gibi deri sorunlarına uygulanabilmektedir. Araştırmalar, bu tür doğrudan uygulamaların iyileşmeyi önemli ölçüde hızlandırdığını ve yüzdeki lekelerin ve kırışıklıkların görünümünü azalttığını göstermiştir.

KAS SPAZMLARINI DİNDİRİR

Papatya, mide krampları ve bağırsak kramplarının tedavisinde etkili olan güçlü antispazmodik ve anti-inflamatuar özelliklere sahiptir. Çayı da bağırsak sorunlarını azaltır ve gazdan ve şişkinlikten kurtulmayı sağlamaktadır.

Papatya çayını günde 2 fincan içmek irritabl bağırsak sendromu, gastroenterit, bulantı, kramp ve mide gribi gibi problemleri tedavi etmektedir.

MENSTURAL KRAMPLAR

Papatya çayı rahim kaslarını rahatlattığından ve krampları azalttığından menstrüel ağrıların rahatlatıcı bir çözümü olarak bilinmektedir. Kas spazmlarını azaltmaya yardımcı olan glisin düzeylerini arttırmaktadır.

ÜLSER AĞRILARINDAN KURTARIR

Papatya çayı düzenli olarak alındığında mide ülseri ağrısını rahatlatabilmektedir.

BAĞIŞIKLIĞI ARTIRIR

Papatya, bakteri ile ilgili enfeksiyon ve hastalıklara karşı korurken soğuk ve öksürüğü önlemeye ve tedavi etmeye yardımcı olan antibakteriyel özelliklere sahiptir. Böylece bağışıklığı arttırmaktadır.

VÜCUTTA GLİKOZ SEVİYELERİNİ KORUMA

Papatya çayı, kan şekeri seviyesini korumaya yardımcı olur ve bu nedenle şeker hastalığını kontrol etmeye yardımcı olmaktadır.

HEMOROİDİ TEDAVİ EDER

Papatya çayı, vücudun sinirlerini rahatlatmaktadır. Bu da hemoroid tedavisinde yardımcı olmaktadır.

İRRİTABL BAĞIRSAK SENDROMU’NUN TEDAVİSİ

Papatya çayı, irritabl bağırsak sendromundan şikayetçi olan kişilerde mide krampını azaltmaktadır. Aynı zamanda sindirim kanallarındaki gaz oluşumunu ve şişkinliği de azaltmaktadır. Ayrıca mide ekşimesini engellemeye  yardımcı olmakta ve mide rahatsızlıklarını yatıştırmaktadır.

MİGRENİ TEDAVİ EDER

Papatya, terapötik kullanımda bilinen bir bitkidir ve migreni ve baş ağrılarını tedavi etmede faydalı olduğu bulunmuştur. Bir fincan sıcak papatya çayı, baş ağrısından kurtulmaya yardımcı olabilmektedir.

UYKU

Papatya çayı, uykusuzluk veya uyku bozuklukları için kullanılmaktadır. Hafif sedasyon özellikleri daha hızlı ve daha iyi uyumaya yardımcı olmaktadır.

KEÇİBOYNUZU UNLU BROWNİE

Çikolata severlere harika bir tarif. Bu tariften toplam 12 dilim brownie çıkıyor ve 1 dilimi 80 kalori. İkindi ara öğününde sütlü kahve ile tüketebilirsiniz..

Malzemeler

3 adet yumurta

2 adet olgunlaşmış muz

3 yemek kaşığı keçiboynuzu unu

2 yemek kaşığı kakao

3 yemek kaşığı hindistan cevizi yağı

1 çay kaşığı kabartma tozu

3 kare bitter çikolata

4 adet ceviz

Yapılışı

Yumurta köpürene kadar çırpıldıktan sonra, püre haline getirilmiş muz ve hindistan cevizi yağı eklenerek tekrar çırpılır. Daha sonra keçiboynuzu unu, kakao ve kabartma tozu eklenerek karıştırılır ve üzerine küçük parçalar haline getirilmiş bitter çikolata ve ceviz eklenir. Önceden 180 derece ısıtılmış fırında 25-30 dakika pişirilir.

Afiyet olsun…

FESLEĞEN

1.Antioksidan İçerir

Fesleğen, immün fonksiyondan sorumlu beyaz kan hücrelerini ve DNA’nın depolandığı hücresel yapıları korumaya yardımcı olan, orientin ve viceninare olarak bilinen iki önemli suda çözünebilir flavonoid antioksidan içermektedir.

Fesleğenin içerisinde bulunan antioksidanlar, hücre mutasyonlarını ve kanserli hücre gelişimini engeller. Oksidatif stresi engellemesi sayesinde yaşlanmanın etkilerini yavaşlatmaktadır.

  1. Anti-inflamatuar Etki Gösterir

Fesleğen, eugenol, sitronellol, linalool gibi güçlü esansiyel yağları içermektedir. Bu yağlar kalp hastalıkları, romatoidartrit ve inflamatuar barsak hastalıklarında inflamasyona neden olan enzimleri inhibe edici etkiye sahiptir.

  1. Kanserle savaşır

Beslenme ve Kanser’de yayınlanan klinik çalışmalar, fesleğenin kimyasal kaynaklı deri, karaciğer, akciğer kanserleri dahil olmak üzere kanser türlerini önlemeye yardımcı olabilecek fitokimyasalları içerdiğini göstermektedir. Bir çalışmaya göre fesleğenin ,antioksidan aktiviteyi artırabileceği,  pozitif ekspresyonları değiştirebileceği, kanserli hücre apoptozu (zararlı hücrelerin ölümü) artırabileceği ve kanserli tümörlerin yayılmasını engelleyebileceği söylenmektedir.

Hayvanlar ile yapılan çalışmalar, fesleğen ekstresi kullanımının kanser ve mortaliteye karşı koruma sağlarken, normal doku ve hücreleri radyasyon veya kemoterapi gibi kanser tedavilerinin olumsuz etkilerinden seçici olarak koruduğunu bildirmektedir.

  1. Antibakteriyel Etki

Fesleğende bulunan esansiyel yağlar zararlı bakterilerin büyümesini engellemektedir. Çalışmalar, fesleğen ekstresinin, antibiyotik tedavilerine cevap vermeyen dirençli bakteri suşlarınıninhibe edilmesine yardımcı olduğunu göstermektedir.

Polonya’da Lodz Tıp Fakültesindeki araştırmacılar fesleğen yağının antibakteriyel etkisinin E. Colisuşlarına ve enfeksiyonlu hastalardan toplanan diğer güçlü bakterilere karşı test edildiğinde fesleğenin bakteri suşlarına karşı etkili olduğunu göstermiştir.

  1. Anti-stres Etki

Yapılan bir çalışmada yüksek stresli bir ortama maruz bırakılan tavşanlara verilen taze fesleğen yapraklarının anti-stres etkisi incelendiğinde fesleğen kullanımından sonra oksidatif stres seviyelerinde önemli bir iyileşme gözlemlenmiştir.  Tavşanlara 30 gün boyunca 2 gram taze fesleğen yaprağı verilmiş ve stres oluşturuculara yanıt olarak kardiyovasküler ve solunum koruyucular gelişmiştir. Kan şekeri düzeylerinde önemli bir düşüş, antioksidan aktivitede önemli bir artış gözlemlenmiştir.

  1. Kardiyovasküler Sağlığı Destekler

Hem antioksidan hem de antiinflamatuar etkilere sahip olan fesleğen, kan damarı fonksiyonlarını kontrol eden kaslara yardımcı olmaktadır ve kan basıncını desteklemektedir.

Arterlerde pıhtı oluşturabilen ve kalp durmasına neden olabilen kan trombositlerinin bir araya toplanmasıyla tehlikeli trombositagregasyonunun oluşmasını engellemeye yardımcı olma özelliği taşımaktadır.

  1. Karaciğer Fonksiyonunu Destekler VeDetoksifikasyon Sağlar

Tıbbi Gıdalar Dergisinde yayınlanan bir çalışmada hasta sıçanlara beş gün boyunca fesleğen ekstresi verildiğinde  antioksidan savunma ve detoksifiye edici enzimlerin aktivitesi artmış, karaciğer hastalıklarına neden olabilen karaciğerdeki yağ birikiminin azalması sağlanmıştır.

  1. Diyabet

Hindistan’daki Azad Tarım ve Teknoloji Üniversitesi’nde bulunan Ev Bilimi Bölümü’nden araştırmacılar, çift kör klinik çalışmalarla fesleğen yapraklarının insanlarda kan şekeri ve serum kolesterol düzeylerine olan etkilerini araştırdıklarında, fesleğenin kanda önemli iyileşmelere neden olduğunu göstermiştir. Glikoz kontrolü ve kolesterol seviyelerinde hafif gelişmeler olmuştur. Bu, fesleğen desteğinin, diyabet ve hastalığa bağlı komplikasyonların kontrol edilmesine yardımcı olabilecek kullanışlı ve güvenli bir yol olabileceğini düşündürmektedir.

 

PROBİYOTİK TAKVİYESİ

Günümüzde bağırsaklar artık 2. beyin olarak adlandırılmaktadır. Böyle adlandırılmasının sebebi bağırsaklarımızın çok fazla sinir ağına sahip olması ve yaklaşık 100 trilyon bakteri bulundurmasıdır. Bağırsaklarımızda bulunan bu bakteriler bizim bağırsak mikrobiyotamızı oluşturmaktadır. Bağırsak mikrobiyotamızı oluşturan bakteriler bizim yaşadığımız şehre, alışkanlıklarımıza, kullandığımız eşyalara kadar bir çok etmenden etkilenmektedir ancak bunların en önemlisi beslenme şeklimizdir. Beslenmemize dikkat etmediğimiz veya çok stresli olduğumuz dönemlerde, ishal veya kabızlık sorunları yaşadığımızda, şişkinlik gaz problemleriyle karşılaştığımızda vücudumuzun düzene girmesi için probiyotik takviyesi alınabilir. Bu takviyeler ile bağırsaklarda yararlı bakterilerin sayısının arttırılması zararlı bakterilerin sayısının azaltılması amaçlanarak sorunun giderilmesi hedeflenir.

Günümüzde probiyotik takviyelerinin çeşitleri ve kullanan sayısı git gide artmaktadır. Çok çeşitli probiyotik takviyesi üretilmesine rağmen günümüzde halen kişiye özel probiyotik takviyeleri üretilememektedir. Bu yüzden alınan takviyelerin etkileri kişiden kişiye göre farklılık gösterebilir.

Probiyotik takviyesi alırken dikkat edilmesi gereken hususlardan biri içerisinde bulunan bakterilerin klinik çalışmalarda insanlar üzerine olumlu etkisi ispatlanmış olanların tercih edilmesidir diğer husus ise ne için probiyotik kullandığımızdır. Probiyotik bakteriler çok çeşitli olup yarar sağladığı alanlar birbirinden farklıdır.

  • Kilo kaybı için probiyotik kullanılacaksa; BifidobacteriumLactis, LactobacillusRhamnosus bakterilerini içeren probiyotikler tercih edilmelidir.
  • Depresyon için kullanılacaksa; BifidobacteriumLongum, LactobacillusHelveticus bakterilerini içermelidir.
  • Şişkinlik, gaz problemleri ve IBS (huzursuz bağırsak sendromu) için ise; Plantarum, Bifidobakteri, SaccoromycesCelevisiae ile laktobasil türlerini içermelidir.
  • Diyare (ishal) durumunda ise; SaccoromycesBoulardii, Saccoromyces ve Bifidobakteri türlerini içermelidir.
  • Kabızlık ve kabızlığın ön planda olduğu spastik kolon sendromu yaşayanlar; BifidobacteriumLactis, BifidobacteriumLongum, LactobacillusAsidoflus, LactobacillusReuteri, LactobacillusPlantarum ve bu türlerin kombinasyonlarından oluşan probiyotikleri tercih etmelidir.
  • Bağışıklığı arttırmak ve genel sağlık için probiyotik kullanmak isteyenler; LactobacillusGasseri, LactobacillusCrispatus ve BifidobacteriumBifidon, BifidobacteriumLongum türlerini içeren probiyotikleri tercih etmelidirler.

Yapılan araştırmalarda probiyotik kullanımının herhangi bir zararlı etkisine rastlanılmamıştır ancak etkilerinin bilinmemesinden dolayı kanser hastalarında, gebe ve emzikli kadınlarda henüz kullanımı önerilmemektedir. Probiyotik takviyesi özellikle inflamatuar bağırsak hastalarına, ishal, kabızlık, şişkinlik ve gaz problemi olanlara tavsiye edilir.

Probiyotik takviyeler ilaçlarla etkileşime girmezler. Bu sebeple ilaç kullandığınız dönemlerde probiyotik kullanabilirsiniz. Özellikle antibiyotik kullanımında bağırsaklardaki zararlı bakterilerle beraber yararlı bakterilerde öldüğünden antibiyotik kullanımıyla beraber ve antibiyotik kullanımı bittikten sonrada bir süre probiyotik kullanımına devam edilmelidir.

Probiyotik takviyelerde yaş sınırlaması yoktur. Yetişkin ve pediatrik suşlarıbulnmaktadır. Probiyotik takviyelerde 10 yaş ve üzeri kişiler yetişkin formda olanları tüketmektedir. Probiyotik takviyelerin toz ve kapsül şekilde olmak üzere 2 çeşidi bulunmaktadır. Biyoyararlılık açısından aralarında hiç bir fark yoktur. Kullanma şekline bağlı olarak kişi dilediği formu tüketebilir. Probiyotik bakterilerin alım saatleri ile ilgili çok az çalışma yapılmıştır. Burada amaç probiyotikbakterilen sindirim kanalı boyunca sindirim enzimleri tarafından zarar görmeden bağırsaklara inebilmesidir. Bunun için en güncel tavsiye akşam yemeklerinden yarım saat önce alınmasıdır.

Her şeyden önce bağırsak mikrobiyotamızdaki yararlı bakterilerin sayısını arttırmak ve bu sayıyı korumak için mutlaka sağlıklı beslenmeli ve stresten uzak durmalıyız. Yapılan çalışmalar bağırsak mikrobiyotasındaki yararlı bakterilerin sayısının en fazla azaldığı durumların uzun süre stres altında kalmak ve sağlıksız beslenme modelini benimsemek olduğunu açıklamışlardır. Eğer bunları sağlayamazsak biz ne kadar takviye alırsak alalım bir işe yaramayacaktır.

Diyetisyen Özlem KAYAR